“BİR DÖNEM DAHA BİTTİ, SORUNLAR BİTMEDİ!”

kategorisinde, 23 Oca 2022 - 13:42 tarihinde yayınlandı
“BİR DÖNEM DAHA BİTTİ, SORUNLAR BİTMEDİ!”

Öğrenci Velileri Derneği (VELİ-DER) Denizli Şube Başkanı Elif Bekci, Eğitimde alanında yaşanan sorunların artarak devam ettiğini söyledi. 2021-2022 eğitim öğretim yılının sona ermesi nedeniyle açıklama yapan Bekci, “Salgında 2021-2022 Eğitim Öğretim yılında yüz yüze eğitim salgın öncesi koşullarla açıldı ve sürdürüldü. Gerekli önlemler alınmadı. Salgında yüz yüze eğitimde en az 27 eğitimci covid-19 sonucu yaşamını kaybetti yüzlerce eğitimci ve binlerce öğrenciye covid-19 tanısı konuldu. On binlerce sınıf karantinaya alındı. Öğrenci Veli Derneği olarak 6 Eylül’den beri ifade ediyoruz. Destek personelin takviyesi konusunda okullara bütçe gönderilmesi, dersliklerin yeterince havalandırılması, sınıfların seyreltilmesi, hijyen koşullarının iyileştirilmesi ve aşı oranlarının artırılmasına dair taleplerimiz vardı. Birçoğunun gerçekleşmediğini gördük. Kış mevsimine girdik okulların cam ve kapıları doğal olarak kapalı tutulmakta, haliyle 30-40 kişilik dersliklerde yayılım daha hızlı olmuştur.  Dersliklerin, tuvaletlerin, koridorların gün içinde belli aralıklarla temizlenmesi gerekiyorken, bu da yeterince yapılmadı. Zaten maske-mesafe konusundaki duyarlılık kaybolmuş durumdadır. Dünya Sağlık Örgütü son açıklamalarında; salgın bitmedi, yeni varyantlarla karşı karşıyayız diye uyarırken, biz günlük yaşantımızda ve okullarımızda salgın sona ermiş gibi davranıyoruz ne yazık ki vakalar da artıyor. Açıkçası okullarda sürü bağışıklığı sistemi uygulanıyor denebilir” dedi.

“LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM HER ÇOCUĞUN HAKKIDIR”

Laik, kamusal, bilimsel okul öncesi eğitimin her çocuğun hakkı olduğunu kaydeden Bekci, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan Kuran kursu eğitiminin sunduğu eğitimin müfredatı, içeriği okulöncesi eğitim kapsamında değerlendirilmesi için gerekli koşulları sağlamamaktadır. Bu kurslarda görevli kişiler Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca saptanmış pedagojik formasyon ve yüksek öğretim kriterlerini taşımamaktadır. Ayrıca çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normlarına da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir. Örgün eğitim istatistiklerinde ‘’toplum temelli kurumlar’’, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kurslar, belediyelerce açılan kreşler, derneklerce açılan kreşleri kapsıyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 Yılı Faaliyet Raporu’nda 4-6 yaş grubuna yönelik kurslarda 181.808 öğrencinin öğrenim gördüğünü paylaşılmasına rağmen MEB istatistiklerine göre 2019-20 yılında ‘’toplum temelli kurumlar’’da öğrenim gören öğrenci sayısı 113.762’dir. Açıklanan resmi belgelerde dahi açıklanan veriler yaşanılan çocuk hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır. Okullaşma oranlarında en ciddi düşüş okulöncesi eğitimde gerçekleşmiş, 2020-2021 yılında 5 yaş grubunda kayıtlı öğrenci sayısı  %24,8 azalmıştır. 2020-2021 yılında ilkokulda Türkiye genelinde 6-9 yaş arasında 5.193.546 çocuğun bulunduğu ilkokuldaki çocukların 143.861’i örgün eğitim dışına çıktı. Ortaokulda 2020-2021 yılında okullaşma oranı %95,9’dan %88,9’a geriledi. Türkiye genelinde 10-13 yaş grubundaki 5.153.504 çocuğun yaklaşık 74.726’sı,Türkiye genelinde 14-17 yaş arasında 4.948.853 çocuk olduğu düşünülürse bu yaş grubundaki 457.274 çocuk okul dışında kaldı. Özel eğitim gereksinimi olan çocuklar salgından en çok etkilenen çocuklarımız oldu. 2019-20’de 775.174 olan Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ne (RAM) yapılan başvuru sayısının 2020-21’de %53,1 azalarak 363.554’e gerilemesi dahi yaşanılan sorunların ciddiyetinin kanıtıdır” açıklamasını yaptı.

EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GELDİĞİ NOKTA “ÇOCUK İŞÇİLİĞİ”!

Kapatılan Köy okullarının yeniden açılmasını isteyen Başkan Elif Bekci, “Türkiye’de çalışan çocuklara dair güncel veriler TÜİK Çocuk İşgücü Anketi’ne dayanmaktadır. En son 2019’un son çeyreğinde düzenlenen ankete göre, 5-17 yaş arasındaki en az 720.000 çocuk çalıştırılmaktaydı. 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı ise 574.000 idi. TÜİK verilerinin yaşanılan gerçekliği gizlemesi artık tüm kamuoyunun ortak bilgisi iken açıklanan sayılar eğitimin piyasalaştırılmasının, eğitimde yaşanılan eşitsizliğin geldiği boyutun açık göstergesidir. Yalnızca Diyarbakır’da 12-15 yaş arasındaki 155 çalışan çocukla yapılan araştırmada 155 çocuğun %83,9’unun %16,1’i salgında örgün eğitim dışına çıkmış, okula devam eden çocukların %72,1’i dijital araç eksikliği sebebiyle uzaktan eğitime erişememiş, araştırmaya katılan çocukların %19,4’ü salgınla birlikte çalışmaya başlamıştır. (Rengarenk Umutlar Derneği)  Mevsimlik tarım işçileri ile yapılan araştırmada ise mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarının %88’ inin çocukları salgında uzaktan eğitime erişememiştir. (Hayata Destek Derneği) Salgınla birlikte köylerde yaşayan çocuklarda da örgün eğitim dışına çıkış artmıştır. Açıklanan son verilerle okulöncesinde %32,1, ilkokulda %3,7, ortaokulda %11,5, ortaöğretimde %17,3 azalma gerçekleşmiştir. 2020-2021 tarihleri yapılan araştırmada görüşme yapılan köylerde uzaktan eğitime ulaşamayan öğrencilerin oranının %45,2 olduğu, köylerin %26,5’inde sık sık elektrik kesintisi yaşandığı, köylerin %49,8’inde ise sabit internet bulunmadığı, salgında çocukların %53’ünün yüz yüze eğitime ulaşamadığı için tarımda veya hayvancılıkta çalıştırıldığı yer almıştır. (Köy Okulları Değişim Ağı’nın (KODA) Köy Halkının Gözünden Pandemide Köylerin ve Köy Okullarının Durumu raporu -muhtar, ebeveynler, öğretmenlerle yapılan bir çalışma-)Olağandışı koşullarda son yöntem olarak başvurulması gereken taşımalı eğitim rutin bir uygulama haline getirilmekte, servis yönetmeliğinde şirketlerin lehine yapılan düzenlemeler vb. nedenlerden kaynaklı, çocuklarımız taşımalı eğitim sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybetmekte, eşitsiz koşullarda eğitim sürecine devam etmek zorunda kalmaktadır. Açıklanan son verilerle Türkiye genelinde 1.172.646 öğrenci taşımalı eğitimle eğitime ulaşmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin %24,6’sı ilkokul, %37,0’ı ortaokul ve %38,4’ü ortaöğretim kademesinde eğitim almaktadır. Her çocuk için eğitime erişim en temel haktır” diye konuştu.

EĞİTİME YETERLİ BÜTÇE AYRILMALIDIR.

Eğitime yeterli bütçe ayrılması gerektiğinin altını çizen Bekci şunları söyledi: “MEB bütçesinin her yıl olduğu gibi rakamsal olarak arttığı görülse de merkezi yönetim bütçesine oranı 2021’de yüzde 10,69, 2022’de 10,79 olmuştur. 2022 yılı milli gelire oranında ise 2021’e göre azalma olduğu görülmektedir. MEB bütçesinin yüzde 81’i ise zorunlu olarak personel harcamalarına ayrılmaktadır.Eğitime yeterli bütçe ayrılmamasının en ağır sonucunu başta yoksul ailelerin çocukları olmak üzere dezavantajlı tüm çocuklar yaşamaktadır. En yüksek gelirli %20’lik kesimin eğitim harcamaları en düşük gelirli %20’lik kesimin eğitim harcamalarından yaklaşık 20 kat fazladır. Karaman’dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken, buraları artık sadece karanlık düşüncelerin çocukların zihinlerine boca edilerek hayatlarının çalındığı yerler değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik şiddetin, cinayetin, tecavüzün kısaca her türlü vahşetin yaşandığı yerler haline gelmiştir. Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran Kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması, Antalya’da yine bir tarikat yurdunda boğazı kesilerek katledilmesi ve son olarak Enes Kara’yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılmalı, Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak Barınma ve Eğitim Hakkı ücretsiz tüm çocuklarımıza sağlanmalıdır.  4+4+4 yasası yürürlüğe girdiği günden itibaren kimi okul idarecileri; il, ilçe, milli eğitim müdürlükleri, dernek, vakıf adı altında çalışma yürüten kurumlar aracılığıyla, seçmeli ders tercihleri yapılırken, öğrencileri, dini içerikli dersleri tercihe zorlamaları bir dayatmaya dönüşmektedir.Her yıl olduğu gibi bu yıl da 4 Ocak 7 Şubat tarihleri arasında dini içerikli derslerin “seçtirilmesi” için yoğun bir çalışma sürdürülmektedir. Seçmeli dersler yalnızca çocuklarımızın alacağı dersleri değil aynı zamanda okulda bulunan öğretmen normlarını ve atanacak öğretmen kontenjanlarını da belirlemektedir. Hem çocuklarımız hem de öğretmenler açısından haksızlıklara ve mağduriyete neden olmaktadır. MEB’in görevi çocuklarımızın ilgi ve yeteneklerine göre ders seçebilmesini güvence altına almaktır. Biz veliler ve çocuklarımıza rağmen ders seçenler, yönlendirmede- zorlamada bulunanlar suç işlemektedir. Öğretmenlik özel ihtisas, uzmanlık mesleğidir. Başöğretmen, uzman öğretmen, aday öğretmen vb. isimler adı altında ayrıştırılamaz. İnsanca yaşayacak bir ücret, özlük ve mesleki hakların güçlendirilmesi tüm öğretmenlerin en temel hakkıdır. Ataması yapılacak öğretmenler için meslek kanunu içersinde yer alan aday öğretmenlerin “onaylanacağı” komisyon mülakat, güvenlik soruşturması, arşiv araştırması süreçlerinde olduğu gibi öğretmen atamalarında yaşanan adaletsizlikleri güçlendiren bir uygulama olacak, fiilen iş güvencesini ortadan kaldıracaktır.Biz veliler çok iyi biliyoruz ki hakları ile güçlü olan öğretmenler çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkının güvencesidir. Öğretmen kaybederse çocuklarımız kaybeder, öğretmen kaybederse geleceğimiz kaybolur. Kapalı kapılar arkasında hazırlanan öğretmenlik meslek kanunu geri çekilmelidir.”

Haber Editörü : Tüm Yazıları
reklam merkezefendi
Yorum Yaz
istanbul escort canlı sohbet hattı esenyurt escort canlı sohbet hattı canlı sohbet hattı canlı sohbet hattı